Connect with us

SAĞLIKLI YAŞAM

Naturel Sızma Zeytinyağı Neden Dünyadaki En İyi Yağdır

Naturel Sızma Zeytinyağı Neden Dünyadaki En İyi Yağdır ? Zeytinyağının yararları hakkında her şey hazırladığımız yazımızda…

Published

on

Naturel Sızma Zeytinyağı Neden Dünyadaki En İyi Yağdır

Naturel Sızma Zeytinyağı Neden En Sağlıklı Yağdır ?

Diyette kullanılan yağlarla ilgili yağın hayvansal kaynaklı mı yoksa bitkisel kaynaklı mı olduğu gibi çeşitli sorular herkesin kafasını kurcalıyor. Ancak çoğu kişinin emin olduğu tek bir yağ türü var o da naturel sızma zeytinyağı.

Akdeniz diyetinin bir parçası olan bu geleneksel yağ dünyanın en sağlıklı toplumlarının beslenme düzenlerinin değişmez bir parçası.

Araştırmalar zeytinyağında bulunan yağ asitlerinin ve antioksidanların kalp hastalıklarını azaltmak da dahil sağlığa çok güçlü etkileri olduğunu göstermektedir.

Zeytinyağı Nedir ve Neden Yapılır?

Zeytinyağı, zeytin ağacının meyvesi olan zeytinden çıkarılır. Zeytinyağının üretilmesi oldukça kolaydır. Zeytinler zeytinyağını çıkarılmak için ezilirler ancak yeni uygulanan yöntemlerde zeytinler parçalanır ve tüm parçalar karıştırılıp daha sonra santrifüjde tortu ve yağ birbirinden ayrılır.

Santrifüj edildikten sonra ayrılan posanın içerisinde az miktarda yağ kalır. Bu kalan yağ kimyasal ayrıştırıcılar kullanılarak çıkarılır ve buna prina zeytinyağı denir. Prina zeytinyağı genellikle diğer zeytinyağlarından daha ucuzdur ve kötü bir itibarı vardır.

Doğru tip zeytinyağını bulmak önemlidir. 3 tip zeytinyağı türü vardır bunlar; rafine, sızma ve naturel sızma zeytinyağlarıdır. Naturel sızma zeytinyağı en az işlem gören türdür.

Naturel sızma zeytinyağı en sağlıklı zeytinyağı olarak kabul edilir. Bu tip yağ saflık, tat ve koku gibi özelliklerin korunması için doğal yöntemlere ve belli kurallara bağlı kalınarak elde edilir.

Natural sızma zeytinyağının belirgin bir tadı vardır ve bu yağın bu kadar yararlı olmasını sağlayan fenolik antioksidanlar açısından zengindir.

Bazı tip sebzelerden elde edilen yağlar zeytinyağı olarak etiketlendirilip başka tip yağlarla seyreltilebilmektedir. Bu nedenle etiket bilgilerini okumak ve güvenilir yerden alışveriş yapmak önemlidir.

Naturel Sızma Zeytinyağında Bulunan Besin Ögeleri

Naturel sızma zeytinyağı besin ögeleri bakımından zengindir. Az miktarda da olsa E ve K vitamini ve önemli miktarda yararlı yağ asitleri içerir.

1 yemek kaşığı (13,5 g) zeytinyağı;

% 14 doymuş yağ,

%73 doymamış yağ,

Günlük alınması gereken E vitamininin %13’ünü,

Günlük alınması gereken D vitamininin %7’sini içerir.

Naturel sızma zeytinyağı içerdiği antioksidan kapasitesi nedeniyle parlak bir görüntüdedir.Antioksidanlar biyolojik olarak aktiftir ve bazı türleri önemli hastalıklarla mücadelede rol oynar.

Zeytinyağının en önemli antioksidanı anti-inflamatuar olan; LDL kolesterolü okside olmaktan koruyan oleokantal, oleropindir.

Bazı çevreler zeytinyağını omega-6 omega-3 oranı (10:1 üzeri) yüksek olduğu için eleştirmektedir. Ancak toplamda çoklu doymamış yağ oranı fazla olduğu için bu endişe yersizdir.

Naturel Sızma Zeytinyağı İnflamasyonu Önleyen Maddeler İçerir

Kronik inflamasyon; kalp-damar hastalıları, kanser, metabolik sendrom, diyabet ve artrit gibi birçok hastalığa neden olmaktadır.Bazı görüşler zeytinyağının inflamasyonla savaşta etkili olduğunu söylemektedir.

Oleik asit C-reaktif proteini azaltmasıyla bilinen zeytinyağında bulunan en belirgin yağ asididir. Buna rağmen zeytinyağının anti-inflamatuar etkisi öncelikle en çok bilinen anti-inflamatuar ilaç olan ibuprofen gibi çalışarak, oleokantal olmak üzere antioksidanlar tarafından gerçekleştirilmektedir.

Araştırmacılar 50 ml naturel sızma zeytinyağında bulunan oleokantalın yetişkinlerin kullandığı ağrı kesici ibuprofenin etkisinin %10’una denk geldiğini söylemeketedir.

Naturel Sızma Zeytinyağı ve Kardiyovasküler Hastalıklar

Kalp hastalıkları, inme gibi kardiyovasküler hastalıklar dünyada ölüm nedenlerinin en başında gelmektedir. Yapılan birçok araştırma bu hastalıklardan meydana gelen ölümlerin özellikle Akdeniz Bölgesi başta olmak üzere dünyanın bazı bölümlerinde daha az olduğunu göstermektedir.

Akdeniz diyeti üzerine yapılan araştırmalar bu diyetin kalp hastalıklarını önleyebileceğini göstermektedir. Bu konu ile ilgili yapılan önemli bir araştırmaya göre Akdeniz diyetinin kalp krizlerini, inmeyi ve bunlardan meydana gelen ölümleri % 30 oranında azalttığını göstermiştir.

Naturel sızma zeytinyağının birçok mekanizmayı etkileyerek kalp hastalılarına karşı koruma sağlar;

İnflamasyonu azaltır: Zeytinyağı inflamasyona karşı koruma sağlar ve kalp hastalıklarının önlenmesinde anahtar görevi görür.

LDL kolesterolün oksidasyonunu azaltır: Zeytinyağının kalp hastalıklarına neden olan LDL partiküllerini oksidatif zarardan korumada görevlidir.

Kan damarlarının sağlıklı olmasını sağlar: Zeytinyağı kan damarlarını çevreleyen endoteliumun korunmasında görev alır.

Kanın pıhtılaşmasını düzenler: Bazı çalışmalar zeytinyağının istenmeyen kan pıhtılaşmasının önlenmesinde önemli bir rol oynadığını göstermektedir.

Tansiyonu düşürür: Yapılan bir çalışmaya göre zeytinyağı tüketiminin yükselen kan basıncının düşürülmesinde etkili olduğunu söylemektedir.

Zeytinyağının biyolojik etkilerine bakıldığında, zeytinyağı tüketen kişilerin kalp hastalıklarına yakalanma riskinin daha az olduğunu görmek sürpriz olmaz. İnsanlar ve hayvanlar üzerinde yapılan binlerce çalışma bu veriyi destekler niteliktedir.

Naturel Sızma Zeytinyağının Diğer Yararları

Zeytinyağının en çok kalp sağlığını olumlu yönde etkilemesi ile ilgili çalışmalar yapılsa da, zeytinyağı tüketiminin sağlığa başka etkileri de vardır.

Zeytinyağı ve Kanser

Kanser kontrolsüz hücre büyümesiyle karakterize edilen ve ölüme yol açan bir hastalıktır.

Yapılan çalışmalar Akdeniz ülkelerinde yaşayan insanların kansere yakalanma riskinin daha az olduğunu göstermektedir ve bu durum zeytinyağı tüketimi ile ilişkilidir.

Kansere yol açan serbest radikal molekülleri oksidatif zarara neden olduğu için tehlikelidir. Naturel sızma zeytinyağı oksidatif zararı azaltan antioksidanlar bakımından yüksektir. Zeytinyağında bulunan oleik asitin kanserle ilişkilendirilen gen üzerinde yararlı etkileri olduğu görülmüştür.

Laboratuvar ortamında yapılan çalışmalar zeytinyağında bulunan bileşiklerin kanser hücreleriyle savaşta etkili olduğunu söylemektedir. İnsanlarda yapılan kontrollü çalışmaların zeytinyağının tüketiminin kanserin önlenmesinde etkili olduğunu göstermiştir.

Zeytinyağı ve Alzheimer

Alzheimer hastalığı demansa neden olan nörodejenaratif bir hastalıktır. Alzheimer beyindeki beta-amiloid plak denen protein yapıda düğümlerin oluşmasına neden olur. Fareler üzerinde yapılan bir çalışmaya göre zeytinyağının bu plakların temizlenmesinde rol oynar.

Ek olarak insanlar üzerinde yapılan kontrollü bir çalışmada, zeytinyağı ile zenginleştirilmiş Akdeniz diyetinin beyin fonksiyonlarını iyileştirdiği ve bilişsel bozulmayı azalttığı görülmüştür.

Yemek Yapılablir Mi?

Pişirme sırasında yağ asitleri okside olur, bu oksijenle reaksiyona girip bozulduğu anlamına gelir. Yağ asitlerinde bulunan çift bağlar bu bozulmanın nedenidir. Bu nedenle çift bağı olmayan doymuş yağlar yüksek ısıya dayanıklıdır. Ayrıca çoklu çift bağı olan doymamış yağlar hassastır ve ısı ile bozulmaya meyillilerdir.

Zeytinyağının çoğunlukla sadece bir tek çift bağı olan tekli doymamış yağ asitlerini içerir ve bu yüksek ısıya daha dayanıklıdır.

Yapılan bir çalışmada araştırmacılar naturel sızma zeytinyağını 36 saat boyunca 180oC’ye ısıtmışlardır. Yağ bozulmaya yüksek oranda dayanıklıdır. Başka bir çalışmada, zeytinyağını derin yağda kızartma için kullanmışlar ve yağın tehlikeli adlandırılan forma geçmesi 24-27 saat sürmüştür.

Sonuç olarak zeytinyağının ısıl işlem uygulanması için uygundur.

İlginizi Çekebilir: Bitkisel Protein Kaynakları

63 Görüntülenme

Makalemizi Nasıl Buldunuz?

Lütfen Ne Kadar Sevdiğinizi Gösterin

Ortalama Puan 5 / 5. Oy Sayısı: 2

Okumaya Devam Et
Advertisement
Yorumlar İçin Tıkla

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DİYET

Kan Şekeri Düşüren 14 Doğal Yol

Published

on

Vücudumuz kandaki şekeri hücrelere yeteri kadar iletemediği zaman kan şekeri yükselir. Bu durum kontrol edilmediğinde, diyabete kadar gidebilir.

2009’da yapılan Türk populasyon araştırmasına göre Türkiye’deki diyabet öncesi bireylerin oranı %28,7 iken %13,7’si ise diyabet teşhisi almıştır.

Kan Şekeri Düşüren 14 Doğal Seçenek

1. Düzenli Egzersiz Yapmak

Düzenli egzersiz yapmak kilo vermeye yardımcı olduğu gibi insülin duyarlılığını da arttırır. İnsülin duyarlılığının artması kandaki glikozun hücrelere daha iyi taşınması demektir. Egzersiz kasların enerji olarak kandaki glikozun kullanılmasına ve kasların kasılmasına yardımcı olur.

Eğer kan şekerinin kontrolünde sorun yaşıyorsanız, düzenli olarak kan şekerinizi ölçmeniz gerekir. Yapılan egzersize göre kan şekerinin aldığı seviyeyi bilmek de önemlidir. Ağırlık kaldırmak, tempolu yürüyüş, koşma, bisiklete binme, yüzme yapılabilecek egzersizler arasındadır.

2. Karbonhidrat Alımını Kontrol Altına Almak

Vücudumuz karbonhidratı yapı taşları olan glikoza kadar parçalar daha sonra insülin hormonu yardımıyla parçalanan glikoz kanla hücrelere girer. Çok fazla karbonhidrat tüketildiğinde veya insülin hormonunun çalışmasında bir sorun olduğunda bu süreç sekmeye uğrar ve kandaki glikoz seviyesi yükselir.

Amerikan Diyabet Derneği (ADA) besin değişimi ve karbonhidrat sayımı ile karbonhidrat alımının kontrol edilebileceğini söylemiştir. Bazı çalışmalar bu yöntemlerin öğünleri doğru bir şekilde planlamada yardımcı olarak kan glikoz seviyesini olumlu yönce etkileyeceğini söylemiştir. Yapılan çalışmalar düşük karbonhidratlı bir beslenme programının kan şekerinin düşmesinde ve ani kan şekeri düşüşlerinin önlenmesinde etkili olduğunu göstermiştir. Dahası düşük karbonhidratlı beslenme  kan şekerini uzun vadede kontrol altında tutmaktadır.

3. Lif Alımını Arttırmak

Lif karbonhidrat sindirimini ve glikozun emilimini yavaşlatır. Bu nedenle kan şekerini kademeli bir şekilde yükseltir. Buna ek olarak tüketilen lifin türü de bu yükselmede etkilidir.

İki tip lif türü vardır, çözülebilen ve çözülemeyen lif. İkisi de önemli olmakla birlikte, çözülemeyen lifin kan şekerinin düşürülmesi üzerinde etkisi vardır. Ek olarak lif bakımından zengin diyet kan şekeri kontrolünü ve sağlayarak Tip-1 diyabetle mücadelede etkilidir.

Sebzeler, meyveler, kuru baklagiller ve tam tahıllar lif bakımından zengin besinlerdir.  Günlük alınması gereken lif miktarı kadınlar için 25 g, erkekler için 38 g’dır.

4. Su İçmek

Gün içerisinde yeteri kadar su içmek, kan glikoz seviyesini sağlıklı sınırlarda tutmaya yardımcı olur. Ek olarak vücudun susuz kalmasını engelleyerek, üre ile birlikte kandaki fazla glikozun böbreklerden atılmasına yardımcı olur.

Düzenli olarak su içmek kanı sulandırır, kandaki glikoz seviyesini düşürerek diyabet riskini azaltır.

Sıvı almak için yapacağınız en iyi tercih sudur. Şekerli ve gazlı içecekler vücudunuzun su ihtiyacını karşılayamadığı gibi kan şekerinin de yükselmesine neden olmaktadır.

5. Porsiyon Kontrolü Yapmak

Porsiyon kontrolü kalori alımında ve buna bağlı olarak kilo vermede etkilidir. Vücut ağırlığını kontrol altında tutmak kan şekerini olması gereken seviyeye getirip, Tip-2 diyabet riskini azaltır.

Porsiyon kontrolü yaparken dikkat edilmesi gerekenler;

  • Porsiyonları ölçün,
  • Daha küçük tabaklar kullanın,
  • Açık büfe restaurantlardan uzak durun,
  • Etiket okuma alışkanlığı kazanın ve yediklerinizin porsiyonlarını kontrol edin,
  • Beslenme günlüğü tutun.
  • Besinleri iyice çiğneyerek tüketin,

6. Glisemik İndeksi Düşük Besinler Seçmek

Glisemik indeks, karbonhidrat içeren besinlere karşı vücudun kan şekeri yanıtını gösterir. Karbonhidratın miktarı ve çeşidi kan glikoz seviyesinin nasıl etkileyeceğini belirler. Glisemik indeksi düşük besinlerle beslenmek Tip-1 ve Tip-2 diyabet hastalarında uzun vadede kan glikoz seviyesi düşürür.

Besinlerin glisemik indeksi ne kadar önemli olsa da tüketilen karbonhidratın miktarı da önemlidir.

Glisemik indeksi düşük olan besinler; deniz ürünleri, et, yumurta, yulaf, arpa, baklagiller, bazı sebzeler (lahana, karnabahar, brokoli, enginar, kereviz, patlıcan, kabak, biber, salatalık, domates, marul, kuru soğan, taze yeşil fasulye, turp, yer elması, çiğ havuç vb.), bazı meyveler ( kiraz, vişne, erik, greyfurt, şeftali, elma, armut, çilek, böğürtlen, karadut vb.)

7. Stresi Kontrol Altına Almak

Stres kan glikoz seviyenizi etkileyebilir. Glukangon ve kortizol gibi hormonlar stres esnasında salgılanır. Bu hormonlar kan glikoz seviyesini arttırır.

Yapılan bir çalışmaya göre egzersiz, dinlenme ve meditasyon anlamlı bir şekilde stresi azaltarak kan glikoz seviyesini düşürür. Egzersiz ve yoga gibi rahatlatan metotlar kronik diyabet hastalarında stresi azaltarak insülinin salgılanma sorununu azaltır.

8. Kan Şekerinin Ölçümünü Yapmak

Kontrol altında olan, düzen içindedir.

Kan glikozunu düzenli bir şekilde ölçmek, kontrol altında tutmaya yardımcı olur. Örneğin, bu kontrolleri yapmak öğünlerde ve ilaçlarla düzenleme yapmaya yardımcı olur. Aynı zamanda vücudun belli besinlere karşı verdiği tepki öğrenilmiş olur. Bu nedenle her gün kan şekeriniz ölçüp bir günlük tutmak yararlı olacaktır.

9. Yeteri Kadar Uyumak

Yeteri kadar uyumak vücudun sağlıklı olması için gereklidir. Yeteri kadar uyumamak ve yorgunluk da kan glikoz seviyesinde ve insülin duyarlılığında bozulmalara neden olmaktadır.

Uykusuzluk büyüme hormonunun salımını azaltır ve kortizol seviyesini arttırır. Bu iki hormon da kan glikozunun kontrolünde önemli rol oynar.

Dahası, iyi bir uyku önemlidir. Her gece yeteri kadar uykumuzu almamız gerekir.

10. Krom ve Magnezyumdan Zengin Beslenmek

Kan şekerinin yüksekliği ve diyabet aynı zamanda vitamin ve mineral eksikliğiyle de ilişkilendirilir.

Krom karbonhidrat ve yağ metabolizmasıyla ilişkilidir. Kan glikoz seviyesini kontrol eder ve krom eksikliği karbonhidrat toleransına yol açabilir.

Diyabet hastalarıyla yapılan iki çalışma, kromun uzun vadede kan glikozu üzerinde etkisi olduğu sonucuna varmıştır. Ancak başka bir çalışmada aynı sonuçlar bulunamamıştır.

Yumurta sarısı, tam buğday ürünler, kahve, kabuklu yemişler, brokoli ve et kromdan zengin besinlerdir.

Magnezyum da kan glikoz seviyesinde olumlu etkileri vardır ve magnezyum eksikliği diyabet riskinin artmasıyla ilişkilendirilmektedir.

Yapılan bir çalışmaya göre magnezyum kullananların %47’sinin diyabete yakalanma riski daha azdır.

Koyu yeşil yapraklı sebzeler, tam tahıllar, balık, bitter çikolata, muz, avokado ve baklagiller magnezyumdan zengindir.

11. Elma Sirkesi Tüketmek

Elma sirkesinin birçok yararı vardır.  karaciğerden glikoz üretimini azaltarak veya glikozun hücrelere girişini arttırarak kan glikozunun düşmesine yardımcı olur. Çalışmalara göre sirke vücudun glikoza karşı yanıtını etkiler ve insülin duyarlılığını geliştirir.

Elma sirkesini beslenme programınıza adapte etmenin en güzel yolu salatalara sos olarak 2 tatlı kaşığı eklemek ile olabilir.

Ancak kan şekerini düşürmek için bir ilaç kullanıyorsanız en doğru olan doktorunuza danışmaktır.

12. Tarçın Tüketmek

Tarçının bilinen birçok yararı vardır. Bunlardan bir tanesi hücresel seviyede insülin direncini azaltarak insülin duyarlılığını arttırır. Çalışmalar tarçının kan şekerini %29 oranında düşürdüğünü göstermektedir.

Tarçın karbonhidratların sindirim yolunda parçalanmasını yavaşlatarak yemekten sonra kan glikozunun yükselmesini kontrol altına alır. Tarçının insülin üzerinde de daha yavaş da olsa benzer bir etkisi vardır.

Tarçının etkili dozu günde 1-6 gram veya 1/2-2 çay kaşığıdır.

Ancak tarçının çok fazla kullanılması tehlikeli olabilir. Dikkatli

13. Çemen Tohumu Tüketmek

Çemen tohumu çok iyi bir çözünebilen lif kaynağıdır ve kan glikozunu kontrol etmede etkilidir.

Yapılan çalışmalarda çemen tohumunun diyabetiklerde kan şekerini düşürmede etkili olduğunu gösterilmektedir. Aynı zamanda açlık glikozunun düşürülmesinde ve glikoz toleransının gelişmesinde yardımcıdır.

Çemen tohumu kolaylıkla ev yapımı hamur işlerine katılabilir ve diyabetin tedavisinde kullanılabilir. Aynı zamanda çemen tohumu unu yapılabilir veya çaylara eklenebilir.

Çemen tohumu diyabetlilerin rahatlıkla kullanabildiği bir ottur. Günlük 2*5 g tüketilmesi önerilir.

14. Kilo Vermek

Sağlıklı bir kiloda olmak tüm hastalıkların en başarılı tedavi yöntemlerindendir. Kilo kontrolü kan şekerini düzene sokar ve diyabete yakalanma riskini azaltır.

Vücut ağırlığındaki %7’lik kayıp diyabete yakalanma riskini %58 oranında azaltır ve ilaçlardan daha etkili bir yöntemdir. Dahası bu düşüş senelerce korunabilir.

Diyabet riski için en önemli faktörlerden biri ve belki de en önemlisi bel kalınlığıdır. Kadınlarda 88,9 cm ve üzeri, erkeklerde ise 101,6 cm ve üzeri insülin direnci gelişiminde, kan şekeri yüksekliği ve tip-2 diyabete yakalanma riski ile ilişkilidir.

Bel kalınlığının istenilen düzeyde olması vücut ağırlığından daha önemlidir.

65 Görüntülenme

Makalemizi Nasıl Buldunuz?

Lütfen Ne Kadar Sevdiğinizi Gösterin

Ortalama Puan 3 / 5. Oy Sayısı: 4

Devamını Göster

Popüler Makaleler